IDDA

TJK at yarýþý

kullanýcý(124) : þifre :   Üye Ol  Kayýp Þifre

 

HABERLER

AYKUT KOCAMANLA KAVGASINI ANLATTI!!AYKUT KOCAMANLA KAVGASINI ANLATTI!!
Tarih : 01.11.2012 11:05  - Benzer Haberleri Göster
Aykut Kocaman'la kavgasını anlattı! Kadro dışı kaldığında Aykut Kocaman'a ne dedi, Fenerbahçe'den neden ayrıldı, medyayla iliÅŸkisi hakkında hangi itirafta bulundu, Hamit'e küfür etti mi, milli takıma Avrupa'dan daha çok oyuncu seçilmesi hakkında hangi bomba mesajı gönderdi.. İşte Emre'nin çok konuÅŸulacak sözleri Türkiye'de iki büyük takımda ÅŸampiyonluk yaÅŸayan, faal oyuncular içinde millî formayı en fazla giyen, UEFA Kupası kaldıran, iki kere Süper Kupa kazanan tek Türk futbolcusu olan, dünyanın en büyük üç liginde oynayan ve ülkemizde en fazla tartışılan oyuncu var karşımızda. Millî Takım'ın kaptanıyla Fenerbahçe'den ayrılıp Atletico Madrid'e transfer oluÅŸ sürecini, saha içindeki hırçın tutumunu, Türk futbolunun , Millî Takım'ın içinde bulunduÄŸu durumu ve gelecek planlarını Tam Saha'dan Mazlum Uluç'a anlattı... İtalya ve İngiltere Ligleri'nin ardından ÅŸimdi de İspanya Ligi'nde forma giyiyorsun. Bu bir tarafıyla çok güzel bir geliÅŸme ama bir yandan da iÅŸin içinde Fenerbahçe ile yaÅŸanan bir ayrılık var. Bu ayrılığın nasıl ve neden gerçekleÅŸtiÄŸini sorarak baÅŸlayalım. İngiltere'den Türkiye'ye dönerken bazı zorluklarla karşılaÅŸacağımın, Türkiye'deki sistemin özellikle benim yapımdaki bir oyuncu üzerinde oluÅŸturacağı baskıları artıracağının bilinciyle geldim. O sırada 27-28 yaşındaydım, yani futbol için olgun sayılacak bir dönemi yaşıyordum. Açıkçası Türkiye'ye geldiÄŸimde hedeflerim arasında futbolu Fenerbahçe'de bırakmak vardı ve bunu ilk geldiÄŸim gün de söylemiÅŸtim. İnsanların gözünde Galatasaraylı Emre olarak bilinirken bir anda Fenerbahçeli Emre konumuna gelmek kolay deÄŸildi. Dört senelik döneme baktığımızda, performans üzerinden konuÅŸursak çok şükür ki Fenerbahçeli taraftarların sevgisini, saygısını kazandığımı düşünüyorum. Benim açımdan çok güzel bir dört seneydi. İçinde zorlukları da barındıran, ama mutlulukları daha fazla olan bir dört seneydi. Dört yılın sonunda ayrılmamız gerekiyordu çünkü böylesi Fenerbahçe adına da Aykut Kocaman adına da daha iyi olacaktı. Emre BelözoÄŸlu olarak hiç kimseyle aramda kiÅŸisel bir problem yaÅŸamadım. Hiç kimseye kin gütmedim. Hayatta her zaman her ÅŸeyi oluruna bıraktığım gibi bu konuyu da çözülür veya çözülmez oluruna bıraktım. Çözülmeden devam eden bir problem olduÄŸu için ayrılmam Fenerbahçe ve Aykut Kocaman adına da benim adıma da doÄŸru oldu. Peki, Bursaspor maçının ardından kadro dışı bırakıldığın olayda Aykut Kocaman'la yaÅŸadığın iddia edilen tartışmanın ne kadarı doÄŸruydu? Detayına girmeden anlatmam gerekirse, doÄŸru olarak anlatılan ÅŸeyler de var, gerçekle hiç ilgisi olmayan ÅŸeyler de var. Hocanın bana bir hareketini yanlış anlamam ve bunun üzerine abartılı tepki göstermem var ama üzerine küfür falan gibi konular ekleniyor; ben bunlara girmek bile istemiyorum çünkü ben bunları söyleyenler kadar hadsiz biri deÄŸilim. Evli ve annesine düşkün biri olarak kiminle nasıl konuÅŸacağımı çok iyi bilirim. Özellikle böyle hadsizlik yapan insanlara cevap vererek hadsiz durumuna düşmek istemiyorum. Ama benim adıma yapılan bir hata vardı ve çıkıp bu hata için her ÅŸeyden önce hocanın evine giderek özür diledim. Bunu kadro dışı bırakılma cezamın kaldırılması için yapmadım. Hocanın yüzüne de söylediÄŸim gibi, "Bir gün teknik adamlık ve futbolculuk hayatlarımız bitebilir, o zaman karşı karşıya geldiÄŸimizde size sarılmak isterim" diyerek özür diledim. Tamamen insani bir özürdü bu. Hoca da saÄŸ olsun Fenerbahçe'nin menfaatleri adına böyle bir karar verdi. İyi de oldu. Ben de 6 ay boyunca iyi oynadım. Sonunda da bu ayrılık yaÅŸandı. Biraz uzun anlattım ama hiçbir ÅŸekilde beni kıran, üzen bir ayrılık olmadı. Sadece Fenerbahçeli Emre olarak futbolu bırakmak isterdim ama hayatın neler getireceÄŸini hesap edemezsiniz. Böyle bir ayrılık oldu. Fenerbahçe'de oynadığın dönemde baÅŸka olaylarla da anıldın. Zokora ile aranda yaÅŸananlar var, Cangele'ye yaptığın bir iÅŸaret var. Saha dışındaki Emre'nin böyle bir insan olmadığını biliyoruz. Sahaya neden böyle bir Emre yansıyor? İki futbolcunun saha içindeki tartışmasına sık sık ÅŸahit oluyor musunuz? Oluyorsunuz. Bir oyuncunun diÄŸerine kasıtlı sertlik yaptığına ya da iki oyuncunun birbiriyle itiÅŸip kakıştığına ÅŸahit oluyor musunuz? Oluyorsunuz. Futbolun içindeki olaylar bunlar. Açıkçası ben bu konularda medyadan bana yöneltilen eleÅŸtirilerden rahatsız deÄŸilim. Şöyle deÄŸilim; "Demek ki beni konuÅŸtuklarında gerçekten izleniyorlar ya da beni yazdıklarında gerçekten okunuyorlar." Bu benim PR'ım anlamında iyidir. Ama bir yandan sizin topluma nasıl lanse edildiÄŸiniz de önemli. EÄŸer diÄŸer yandan iÅŸinizi de kötü yaparsanız Allah korusun. Çok şükür ben bugüne kadar iÅŸimi iyi yaptım. Bu yaÅŸadıklarım biraz da algıyı kontrol etmekle ilgili bir ÅŸey. Bir ben varım, bir de benim algılanmam var. Ben bu algıyı kontrol etmek adına medyayla iliÅŸkilerimi sıcak tutmaya çalışmadım. Bu benim bir hatam olabilir. Türkiye'de şöyle bir ÅŸey var; oyuncular kendi algılarını yönetemiyor, yöneticiler de süreçleri yönetemiyor. Böyle bir durum varken, medya da zaten oluÅŸan kaosun üzerine haberlerini inÅŸa ediyor. Böyle bir döngü içinde benim hatam, yönetici hatası ve medyanın da bundan beslenmesiyle bir üçgen devam edip gidiyor. Medyanın beni böyle göstermesinde hatam yok dersem de yalan olur. Evet, burası önemli... Ben zaten sinirli bir adamım. Bu güzel bir malzeme. Tekme yediÄŸimde sinirlenirim, küfür yediÄŸimde sinirlenirim... Ama kamera benim aÄŸzımda olur, karşılık verince ben küfür etmiÅŸ olurum. Cangele bana boÄŸaz kesme hareketi yapar, aklımın ucundan geçmeyen bir harekettir, karşılık verince yine sadece ben yapmış olurum. Halbuki bunların hepsi futbolun içinde var. Bir çok insan hayatın içinde zaman zaman bu tip davranışlar gösterebiliyor. Kimi "Oh, iyi yaptım" diyor, kimi piÅŸmanlık ve üzüntü duyuyor. Senin bu yaÅŸananlardan sonraki duygu ve düşüncelerini öğrenebilir miyiz? Vicdani muhasebe kısmına gelirsek, herkesin içinde barındırdığı bir inanç vardır. Ben de her akÅŸam yatmadan önce bir vicdan muhasebesi yaparım. Bunu yapmayan insanlar hayatımızda var. Özellikle bizim de içinde bulunduÄŸumuz popüler meslek sahiplerinin arasında vicdansız diyebileceÄŸimiz insanlar var ama ben hiçbir zaman onlardan biri olmadım. Ben içinde yoÄŸun duygular besleyen bir insanım. Bu da Türkiye'nin içinde bulunduÄŸu ÅŸartlardan kaynaklanıyor. Mesela yurtdışında bu kadar yoÄŸun duygular yaÅŸamıyorum. Ne saha içinde ne de dışında bazı ÅŸeyleri bu kadar çok sahiplenmek istiyorum. Kendi ülkenizde olduÄŸunuz için daha fazla sahipleniyorsunuz. Bunun eksileri de var, iÅŸinizi doÄŸru yaptığınız için artıları da var. Ben eksilerini de artılarını da yaÅŸayan birisi oldum. Mesela son Millî Takım kampı için İstanbul'a geldim; bir abimizin ÅŸoförlü arabasıyla seyahat ediyoruz... Arabamız yolda ilerlerken çukurdan geçti ve bir kadını ıslattı. Arabadan hemen indim ve altı-yedi kere özür diledim. Buna karşılık benden 15-20 yaÅŸ büyük olan muhatabım iÅŸi hakarete kadar vardırdı. Düşünüyorum da bizim toplumumuzun içinde bir agresiflik var. İstanbul'da yaÅŸayan Emre BelözoÄŸlu olarak o hanımefendiden en fazla üç kere özür dilerdim. Ama deÄŸiÅŸik bir toplumun içinden geliyorsunuz ve oradaki atmosferin etkisi size 7 kere özür dilettirebiliyor. Gerçekten de bizim toplumumuz ve Avrupa'daki insanlar çok farklı. Ben de buradaki toplumun içinde stres küpü haline gelerek farklı tepkiler verebiliyorum. Atletico Madrid'e transferine gelelim istersen. Seni ne kadar süredir izliyorlardı, transfer nasıl gerçekleÅŸti? 2011'in Ekim-Kasım aylarıydı, menajerim vasıtasıyla Avrupa'nın üç takımından teklif geldi. Bunlardan birisi de Atletico Madrid'di. FIFA kurallarına göre mukavelemin bitmesinde 6 ay kala bir baÅŸka kulüple görüşme ve imza atma hakkım var. O dönem için ailemle ve benim için hayatta çok önemli olan bir isimle bu konuda bir planlama yaptık. Hayalim ve hedefim futbolu Fenerbahçe'de bırakmaktı. Çünkü kulüp 3 Temmuz gibi sıkıntılı bir süreci yaşıyordu. ArkadaÅŸlarım ÅŸunu çok iyi bilir; insanların mutlu günlerinden çok sıkıntılı günlerinde yanlarında olmaya çalışırım. Fenerbahçe o durumdayken takımdan ayrılmak gibi bir düşünce kafamda hiç yoktu. Ama bir yandan da Atletico Madrid'le birlikte üç takımdan teklifler sürekli geliyordu. Ama ligin son 3-4 ayına girilirken iÅŸ netleÅŸmeye baÅŸladı, önümdeki bulutlar dağıldı, daha doÄŸrusu önüme bulutlar geldi (gülüyor), önümü göremez oldum. Böyle bir durumda bir karar almak zorundasınız. Ben yine de Atletico Madrid'e, "Fenerbahçe ile sözleÅŸmem devam ediyor. 31 Mayıs'a kadar Fenerbahçe'den bir teklif gelmezse 1 Haziran'da sözleÅŸmeyi imzalarım" cevabını verdim. Fenerbahçe'den teklif gelmeyince de 1 Haziran'da Atletico'ya imzayı attım. Atletico Madrid'e gittiÄŸinde baÅŸlangıçta yedek kaldın. Yedek kalmaya alışık olmayan bir oyuncu olarak böyle bir durumu bekliyor muydun? O süreçte neler yaÅŸadın? Açıkçası ben çok kolay bir karar almadım. YaÅŸ olarak da fizik olarak da kendimi iyi durumda hissetsem bile Atletico Madrid'e 32 yaşında transfer olan oyuncu yok. Atletico Madrid gerçekten de kendi içinde bir hedefi olan, genç oyunculara yatırım yapmaya çalışan ve üzerindeki 4-5 dünya devi takıma oyuncu satarak kendisini döndüren, bunun yanında da yarışan bir takım. Bana iki senelik mukavele teklif ettiklerinde kendimi gerçekten de deÄŸerli hissettim. OturmuÅŸ bir kadroya sahip, geçen sezon Avrupa Åžampiyonu olmuÅŸ, bunun yanında Arda gibi çok sevdiÄŸim bir kardeÅŸimi kadrosunda bulunduran bir takım olması gibi faktörleri göz önüne aldığımda Atletico'nun tercih edilebilecek en iyi takım olduÄŸunu düşündüm. Benim adıma iyi de bir baÅŸlangıç oldu. Çünkü ilk dönemlerde hoca beni tanımıyordu. Ancak idmanlar ve hazırlık maçlarında gösterdiÄŸim performanstan çok memnun olduÄŸunu söylüyordu. Senin transferini isteyen Simeone deÄŸil miydi? Elbette yöneticilerle de hocayla da görüşmeler oldu. Ama açıkçası hocanın kafasındaki kadro, geçtiÄŸimiz sezon kendisini taşıyan kadroydu. Rotasyonu seven bir hoca olarak benimle yaptığı konuÅŸmalarda, "Sana da forma ÅŸansı gelecek. Ben bu takımda hiç bir oyuncuya 'Formayı sana vereceÄŸim' demem, oyuncu benden formayı alır" demiÅŸti. Ben de ilk gittiÄŸimde Türkiye Ligi'nin üstünde çok diri bir takım gördüm. Taktik anlamda ise Türkiye Ligi'nin çok çok üstünde bir takımla karşılaÅŸtım. Benim de Türkiye'de geçen dört sezondan gelen alışkanlıklarım vardı. Dolayısıyla baÅŸlangıçta yedek kalmak beni üzse de hayatın gerçekleri var; Avrupa'da futbol çok farklı oynanıyor. Ne kadar uluslararası tecrübem olsa da İspanya Ligi'nde hiç oynamamıştım. Bu bir alışma dönemi olarak geçti ve gerek takım içinde gerekse hocanın gözünde bir ÅŸeyleri ispatladım. Bu kendini kabullendirme süreci de kısa oldu aslında deÄŸil mi? Futbolu iyi oynadığınıza inanıyorsanız ve Atletico Madrid'e gitme kararı veriyorsanız, oraya oturmak için gitmezsiniz. Emre BelözoÄŸlu olarak hiçbir zaman böyle bir yapıda olmadım. Ben halı sahada futbol oynarken bile neyi varsa veren bir oyuncuyum. Burada da bazen oynayıp bazen oynamayacağımı biliyorum ama bu takımın bir parçası olacağım ve baÅŸarıya mutlaka katkı saÄŸlayacağım. Simeone'nin seni oynatmadığı dönemle ilgili bir özeleÅŸtirisi olmuÅŸ ve piÅŸmanlık yaÅŸadığını söylemiÅŸti... Evet, "Onu oynatmadığım için kendimi sorumlu hissediyorum" demiÅŸti. Ben kendime iyi bakıyorum, iyi de çalışıyorum. Tabii bunun performansa da yansımaları oldu. Oynadığım ilk 3-4 maçta biraz da olsa hocanın sistemine ayak uyduracak bir oyuncu olduÄŸumu çok şükür gösterdim ve taraftarların da güvenini kazandım. Simeone bir de senin liderlik özelliklerinden faydalanacağını söylemiÅŸti. Tabii yaÅŸ olarak takımın en tecrübeli iki oyuncusundan birisiyim. Uluslararası tecrübe açısından millî takımında benim kadar fazla oynamış oyuncu yok. Benden sonra ikinci, üçüncü gelen Arda. Öyle bakarsak, benim fikirlerime hem oyuncu grubunun hem de hocanın saygı duyduÄŸunu gördüm. Takım içinde bir durum olduÄŸunda oyuncular gelip bana danışabiliyor. Maç bittikten sonra hoca "Sence takım nasıl oynadı?" diye gelip benimle konuÅŸuyor. Bunlar çok önemli. Çünkü samimiyet hayatın içindeki en önemli ÅŸey. Karşınızdaki insanın sizin istemediÄŸiniz kararları verdiÄŸine ÅŸahit olduÄŸunuzda ama onun samimiyetine inandığınızda o insanın kararlarına çok saygı duyabiliyorsanız. Ben bunu yaşıyorum. Hocanın oynatmaması beni üzebilir, ama Simeone'nin çok samimi olduÄŸunu biliyorum. O yüzden de oynayayım ya da oynamayayım, elimden geldiÄŸince ona yardımcı olmaya çalışıyorum. Hocayla iletiÅŸim kurarken İspanyolca mı konuÅŸuyorsunuz? Hem İtalyanca hem İspanyolca... Hocayla İtalya'da karşılıklı oynadım. Ben Inter'de, o Lazio'da forma giyerken defansif orta saha oynuyor ve beni tutuyordu. Çok iyi futbolcuydu, çok hırslıydı ve kaybetmeyi hiç sevmiyordu. Antrenörlük hayatında da böyle. Takım gol attığında, golü atan oyuncudan daha fazla seviniyor. Benim sormak istediÄŸim asıl soru ÅŸu; İtalyanca ve İngilizce biliyordun, ÅŸimdi bu iki dile bir de İspanyolcayı mı ekledin? İspanyolca ile İtalyanca aynı gramere sahip. 15-20 gün boyunca bize yardımcı olan arkadaÅŸlarımızdan İspanyolca kelimeler öğrendim. Åžimdi hem futbolculuk hem de Arda'ya tercümanlık yapıyorum (gülüyor). Bir Türk oyuncuyu üç dil konuÅŸurken hayal etmek pek de kolay deÄŸil... EstaÄŸfurullah. Dile karşı çok küçük yaÅŸtan beri bir yeteneÄŸim var. Dil konusunda futboldan bile daha yetenekli olduÄŸumu düşünüyorum (gülüyor). Futbolu bıraktıktan sonra bu üç lisanın çok iÅŸine yarayacağını düşünüyorum.Herhalde aktif futbolculuk hayatın bittikten sonra da futbolun içinde kalacaksın. İsteÄŸim o ama ÅŸartlar neyi getirir bilemiyorsunuz. Ben futbolun içinden gelmiÅŸ eÄŸitimli insanların yönetici olarak bu iÅŸin içinde yer alması gerektiÄŸini düşünüyorum. Bununla ilgili olarak da kendime bir hedef belirledim ve bunun için de yabancı dil çok önemli. FIFA'nın, UEFA'nın içinde yer almak istiyorsanız, büyük takımlarda ya da Millî Takım'da yüksek seviyede görev almak istiyorsanız lisanın büyük önemi var. Teknik direktörlük yapmayı düşünmüyorsun yani. Hocalık hedefim yok. Türkiye'de çok hoca var deniyor ama ne kadar hoca var diye düşünmek de gerekiyor. EleÅŸtirmek haddim deÄŸil ancak Türkiye'de hocaları, yöneticileri oyuncuları, medyayı, taraftarları nerede görüyoruz, buna bir bakmamız gerekiyor. Ben çok hoca olduÄŸunu düşünüyorum ama yeterli deÄŸiliz. Futbolcu olarak da baÅŸta ben Emre BelözoÄŸlu olmak üzere yeterli deÄŸiliz. İleriye hedefler koymak, İtalya, İspanya, Almaya gibi Avrupa'nın istikrarlı futbol ülkelerinden birisi olmak istiyorsak, saydığım grupların hepsinin vites büyütmesi gerekiyor. Herkes kendi iç muhasebesini yapacak ve vites büyütecek. İspanya'da nerede ve nasıl yaşıyorsun? Tesislere çok yakın bir yerde oturuyorum Ailemi de Madrid'e götürdüm. Allah hiç bir çocuÄŸu annesinden babasından ayırmasın; ben de oÄŸlumun yanında çok huzurlu ve mutluyum. Onun için bir gelecek kuruyorsunuz. Yurtdışında olmak da onun adına önemli. Bu durum onun büyümesine ve yetiÅŸmesine de etki edecektir. İspanya'da ne kadar kalmayı planlıyorsun? Atletico Madrid'le iki senelik mukavelem var. Bu sezon istediÄŸim gibi geçerse önümüzdeki sezon da kalırım. Sonrasında da devam etmek ve futbol hayatımı Avrupa'da sonlandırmak isterim. Madrid'de Arda'yla birlikte olmak nasıl bir durum? Arda çok keyifli, çok eÄŸlencelidir. Zaten herkes de bunu bilir. Benim de kardeÅŸim gibidir. Atletico Madrid'e gitme kararı vermemin bir kaç önemli faktöründen birisi de Arda'nın orada olmasıydı. Onunla çok keyifli zaman geçiriyorum. Sabah kahvaltılarını birlikte yapıyoruz, akÅŸam yemeklerinde birlikteyiz, alışveriÅŸe birlikte çıkıyoruz. Yani zamanımızın büyük bölümünü birlikte geçiriyoruz. 2000 yılından bu yana A Millî Takım formasını giyiyorsun. O günden bu yana bakarak Millî Takım'ın bugünkü kadrosunun neler yapabileceÄŸini düşünüyorsun? Türk futbol tarihinde ilk defa bugünkü gibi bir durum var. Aslında Fatih Hoca da bir Olimpik Millî Takım serüveninin ardından çok baÅŸarılı bir A Millî Takım ekibi yakalamıştı. O ekip hem Galatasaray'da hem de Millî Takım'da çok baÅŸarılı iÅŸler yaptı. Aynı kadro Fatih Hoca, Mustafa Hoca ve Åženol Hoca gibi Türk futbolunun en önemli üç teknik direktörünü ortaya çıkardı. Bu grubun içindeki oyuncular da çok karakterli adamlardı. İçlerinde bulundum ve bundan da çok büyük bir gurur duydum. Bugünkü takımın içinde de çok deÄŸerli oyuncular var ve bu takım çok büyük bir avantaja sahip. Genç Millî Takım düzeyindeki hocaları, bugün de o oyuncuların başında. Abdullah Hoca daha bebek denilecek yaÅŸtan itibaren bu oyuncuların çocukluk yapılarını, karakterlerini, saha içinde neler yapabileceklerini, psikolojilerini, onlara nasıl yaklaÅŸabileceÄŸini çok iyi biliyor. Zaten Abdullah Hoca oyuncuyla iliÅŸkiyi çok iyi yönetebilen bir teknik adam. Böyle bir hocanın burada olması hem oyuncular hem de Türk futbolu için çok büyük bir avantaj. Böyle bir takım ilk defa oluÅŸtu. O yüzden çok ümitliyim. Ben burada olurum veya olmam, bilmiyorum. ÇaÄŸrılırsam elbette gelirim. Ama geçirdiÄŸim dört kamp döneminde gördüğüm ÅŸey, Abdullah Hocanın oyuncularıyla muhteÅŸem bir iletiÅŸimi var. Bugünkü takımın neredeyse yarısı altyapısını Avrupa'da almış oyunculardan oluÅŸuyor. Bu durumu nasıl deÄŸerlendiriyorsun? Millî Takım için Avrupa'dan çok sayıda oyuncu tercih ediliyorsa, Türkiye Ligi'nde bulunan oyuncular bu durumu irdelemeli. Bir durum karşısında gösterdiÄŸiniz ilk tepki eÄŸer karşı tarafı yargılamaya dönükse o zaman siz muhasebenizi yapmıyorsunuz demektir. Önce kendinizi irdeleyip sonra karşınızdakine bakarsanız meseleyi çözebilirsiniz. Peki burada kabahatli olan, altyapısını Türkiye'de olan oyuncular mı? Sonuçta Almanya için de Türkiye için de malzeme aynı malzeme. Ama yurtdışında iÅŸlendiÄŸinde malzemeden daha iyi bir sonuç çıkıyor. Sen İtalya ve İngiltere'deki altyapı sistemlerini yakından biliyorsun. Åžimdi de İspanya'yı gözlemleme fırsatın var. Sence iÅŸin püf noktası neresi? İspanya futbolunu o kadar ince ayrıntısına kadar incelemedim ama bizimle ilgili olarak ÅŸunu biliyorum; daha 5-6 yıl öncesine kadar A Millî Takımımız 4-2-3-1 oynarken Ümit Millî Takımımız 3-5-2 oynuyordu. Bu durumda A Millî Takım hocasına sorsanız, "Ben oradan oyuncu bekliyorum" der, haklıdır. Ümit Millî Takım hocasına sorsanız, "Maç kaybetsem beni gönderecekler" der, o da kendisine göre haklıdır. Burada bir haklı-haksız durumu yok. Sistemin geneline bir eleÅŸtiri yapılmalı ve herkes sorumluluk almalı. Futbolcusu, antrenörü, kulüp yöneticisi, federasyonu birlik olmalı. Türk futbolu vites yükseltecekse herkes birlikte hareket etmeli. Bazen bunları söylüyoruz, "Bu adam ne kadar çok konuÅŸuyor" diyorlar. Ama iÅŸin gerçeÄŸi bu. Kimse kusura bakmasın. Kusura bakacak bir ÅŸey yok aslında. Sonuçta sen de bu oyunun bir parçasısın ve söyleyecek sözün olmalı. Üstelik uluslararası tecrübesi en yüksek oyuncu olarak konuÅŸuyorsun. Tecrübe önemli elbette ama ben eÄŸitimin de gerekliliÄŸine inanıyorum ve eÄŸitim de almak istiyorum. Bu röportaj "Ben her ÅŸeyi biliyorum" gibi algılanmasın. Bazı cümlelere özellikle vurgu yapıyorum. Türk futbolunun vites yükseltmesi gerektiÄŸinin üzerinde özellikle duruyorum. Oyuncunun, hocanın, yöneticinin vites yükseltmemesi halinde Türk futbolu böyle rölantide kalır. Bunları söylerken, Millî Takımımızın Türkiye'de oynanan futbolun üzerinde bir kaliteye sahip olduÄŸuna da inanıyorum. Daha önce pek çok teknik adamla çalıştın. Sence Abdullah Avcı'nın en karakteristik özelliÄŸi ne? Abdullah Hocadan gördüğüm, takımın saha içindeki bütünlüğünü koruması, taktik anlamda pozisyon bilgisi yüksek oyuncularla yola devam etmek istemesi, bunun yanında bizim gibi tecrübeli oyuncuları içinde bulundururken kadroyu yenilemeye çalışması... Bence çok da doÄŸru bir yaklaşım. Çok tartışılan konulardan birisi de Estonya maçında attığın golden sonra yaÅŸadığın sevinç ve bu sevincin üzerindeki spekülasyonlar... Hep beraber sevinelim diyorsunuz ama Emre yine algıyı yönetemiyor. Çünkü Emre'nin arkadaÅŸlarını çağırıp "Gelin, gelin" derken ki mimikleri sert bulunuyor. Yani "Gelin, gelin" derken sırıtmam bekleniyor. Benim arkadaÅŸlarımı sevince çağırmam hakaret olarak algılanıyor. Bakın ben bu takımın kaptanıyım ve bugüne kadar hiçbir arkadaşıma hakaret etmedim. Zaten hakaret edecek bir durumumuz da yok. O golde sevinmek istiyorum, Hamit'in oynama isteÄŸinden kaynaklanan üzüntüsünü de bildiÄŸimden özellikle ona gidiyorum, kafasını okÅŸuyorum ve sarılıyorum. Ama ben "Gel, gel" yapınca küfür etmiÅŸ, Hamit'i insanların önüne atmış oluyorum. BirleÅŸtirmek istiyorum, ayrıştırmış oluyorum. Emre BelözoÄŸlu sevilebilir de sevilmeyebilir de... Ama Emre BelözoÄŸlu'nun kafasında tilkilik olsa böyle hareket etmez. Ben olduÄŸumun dışında bir görüntü çizmedim ki bugüne kadar. Planlı bir ÅŸey yapmaya çalışsam bunu yapmam zaten. Planlı bir hareket içinde hiç bir zaman olmadım, içimden ne geliyorsa öyle davrandım. DoÄŸru yaptıklarım olmuÅŸtur, piÅŸmanlıklarım olmuÅŸtur. Ama orada takımı toplamak adına kaptanları olarak "Gel, gel" derken beni bu takımı ayrıştırmaya, bölmeye, bir oyuncuyu toplumun gözü önünde ortaya atmaya götürecek ÅŸekilde gösterirlerse burada bir dursunlar yani. Vicdan dedik ya... Biraz vicdanlı olsunlar. Emre BelözoÄŸlu da vicdanlı olsun, hata yapmasın ama bu kadarı da fazla kaçıyor. Emre BelözoÄŸlu kırmızı kart görür, hatalıdır... Emre BelözoÄŸlu hocayla tartışır, hatalıdır. Ama Emre BelözoÄŸlu bunu yaparken bile hatalı gösteriliyorsa, herkesin niyeti de ortaya çıkmış oluyor. Estonya maçından sonra Romanya ve Macaristan maçları kampında Hamit'le birlikteydiniz. Aranızda herhangi bir problem var mı? Bu takımın birinci kaptanı benim, ikinci kaptanı Hamit. İki maçtan önce de arkadaÅŸlarımızı topladık, oturduk, konuÅŸtuk. Hamit'le hiç bir problemim yok. Ben 2 sene sakatlık, 2 sene de ceza nedeniyle yaklaşık 4 sene Millî Takım'da oynayamadım; benden 4 sene sonra Millî Takım'a gelen Tuncay Åžanlı benim üzerimde kaptanlık yaptı. Bu formaya hizmet edecek herkesin başımızın üzerinde yeri var. Emre Çolak aramıza yeni katıldı, formayı çatır çatır alsın, ben de kulübede onu izlerken heyecan ve sevinçten tırnaklarımı yiyeyim. Bu takımda herkesin bu duyguyu yaÅŸadığını biliyorum. Yeter ki Millî Takım kazansın, ülke futbolu kazansın. Burada kiÅŸisel hesaplaÅŸmalar varmış gibi yansıtarak insanları galeyana getirmek isteyenlerin ekmek parası bu. Benim ekmek param bu deÄŸil. Ben hiçbir mukavelemde, hiçbir yöneticiye, "Bana bu kadar para vermezseniz imzalamam" demedim. Ama onlar "Ben kaos oluÅŸtururum" diyerek para kazanıyor. Onların iÅŸi bu, benimki deÄŸil. Ben hangi takımın içinde olursam olayım kaos oluÅŸturan deÄŸil, kaosu çözen adam olurum. Gerekirse ceketimi alıp giderek o kaosu çözerim. Ama onların içinde bulunduÄŸu sistem bunu emrediyor. Benimse medyayla savaÅŸacak halim yok. Atletico Madrid'den bahsederken taktik bilgisi Türk futbolunun çok üzerinde demiÅŸtin. İspanya'daki futbolla ülkemizde oynanan futbol arasında ne gibi farklar var sence? Gerçekten de İspanya Ligi'nde taktik bilgisi üst düzeyde oyuncular var. Bunun yanında kabul etmemiz gerekiyor ki, çok daha yetenekli oyuncular var. İspanya futbolu 10-15 senelik yatırımın karşılığını inanılmaz ÅŸekilde alıyor. İspanya Millî Takım'da Iniesta oynamazsa David Silva oynuyor, o oynamazsa Cazorla oynuyor ya da Xavi oynamazsa Fabregas oynuyor, Busquets oynuyor. İşin gerçeÄŸi bu ve ne yazık ki durum böyle. Uzun yıllardır Barcelona ve Real Madrid arasında gidip gelen La Liga'da bu sezon Atletico Madrid "Ben de varım" diyor. Oradaki rekabeti nasıl yorumluyorsun? Hoca takımın tecrübeli oyuncularıyla bir toplantı yaptı ve "Geçen sezon Real Madrid'le Barcelona'nın 40 puan gerisinde kalmıştık, bu defa olmayacak" dedi. Tabii Real Madrid ve Barcelona ile yarışmak kolay deÄŸil. Hedef olarak ligi onların önünde bitirmeyi koyarsanız çok gerçekçi bir yaklaşım olmaz. Hedef onlara olabildiÄŸince yakın olmak. Bu yakınlık önlerinde mi olur arkalarında mı olur bilinmez ama bizim derdimiz bu olmalı. Falcao'nun oyunculuÄŸuyla ilgili açıklamalarını okudum. Ben daha çok onun nasıl bir insan olduÄŸunu merak ediyorum... Havalı futbolcu bizde çıkıyor ya, yurtdışında havalı, egolu oyuncu pek yok (gülüyor). Falcao çok mütevazı bir adam. Zaten Atletico Madrid de bir aile takımı. Şöyle bir ÅŸey var, Türkiye'de bazen egonuzu ortaya çıkarmanız gerekiyor, Avrupa'da ise buna gerek yok. Belki Falcao da Türkiye'ye gelse egosunu göstermek zorunda kalacak. Ama İspanya'daki görüntüsü muhteÅŸem. Burada ise bazen adamın öyle can damarına basıyoruz ki, ister istemez "Heeeyt" demek zorunda kalabiliyor. Falcao'nun profesyonelliÄŸi de mükemmel. Her idmandan 1 saat önce gelip her idmandan 1 saat sonrasına kadar sahada kalan bir oyuncu. Toplamına vurduÄŸunuzda, günde iki saatten çift idman olsa, adam 8 saat antrenman yapıyor. Buna tedavisini, masajını eklediÄŸinizde 10 saat eder. Günde 10 saatini futbol için geçiren bir oyuncu Falcao. Bu yüzden de dünyanın en etkili forveti. Simeone'nin maçtan sonra sana "Nasıl oynadık?" diye fikrini sorduÄŸunu söyledin. Teknik direktör-oyuncu iliÅŸkileri açısından Türkiye ile İspanya arasında farklılıklar var mı? Bu konuları Aykut Hocayla da konuÅŸurduk. Bu tip benzerlikler var ama biraz önce söylediÄŸim konuyla alâkalı her ÅŸey; Falcao'yu Türkiye'deki haliyle deÄŸerlendirmek gerektiÄŸi gibi Simeone'yi veya bir baÅŸka teknik direktörü de Türkiye'deki halleriyle deÄŸerlendirmek lâzım. Bunu ülkemi kötülemek için söylemiyorum, sadece bir durum tespiti yapıyorum. Bu biziz, onlar da onlar. İspanya'daki hoca-futbolcu iliÅŸkileri profesyonelce. İçinde duygusallığa yer olmayan iliÅŸkiler. Bizde oyuncuya sorulduÄŸunda "Hoca babam gibidir", hoca da oyuncu için "Benim kardeÅŸim gibidir" der. Yahu benim bir tane babam var, erkek kardeÅŸim de yok. Avrupa'da babalık, kardeÅŸlik yok. Zaten buradaki oyuncuya da futbolu bıraktıktan sonra, "Hoca senin baban gibiydi" desen, "Yok yahu, benim bir tane babam vardı, o da rahmetli oldu" der. Avrupa'da profesyonel bir iÅŸ var, siz iÅŸinizi doÄŸru yaparsanız etrafınızda insanlar var, doÄŸru yapmazsanız insanlar yok. Avrupa'daki oyuncular bu gerçekle çok genç yaÅŸta tanışıyor. BaÅŸarı varsa alkış olur, baÅŸarı yoksa eleÅŸtiri olur. Bu iÅŸin gerçeÄŸi budur. Kaynak:AjansSpor


YORUMLAR

TJK HABERLER IDDAA HABERLERÝ
TJK HABERLER IDDAA HABERLER


Copright (c) 2012

Hangisi yener Spor ve TJK istatistikleri
 SPOR VE AT YARISI HABERLERI

Batak Oyna Okey Oyna

Ýletiþim